Uzun yıllardan beri Türkiye’nin bir mozaik olduğu klişesini hepimize kabul ettirdiler. Sosyokültürel seviyesi düşük ülkelerde bir etnik grubun ya da inanç mensubunun, mozaiğin irili parçalarını oluşturarak ezici boyuta geçtiği gerçeğiyse bu topraklarda hiç bir zaman kabul görmedi.

Bugün bu mozaiğin tuz buz edildiği, aslında hoşgörüden uzak topraklarda yaşadığımız gerçeğini gözler önüne seren, acımasızca katliamlardan birinin gerçekleştiği gün. Yası tutulmamış cenazelerin, yurdunu terketmek durumunda kalmış onbinlerce insanın hatırlamak istemediği ama asla unutturulmaması gereken gün.

Unutturulmaya çalışılan, zaman zaman unutulan; ideolojik, kültürel-inançsal ve hatta ekonomik nedenlere dayanan Maraş Katliamı…

Cumhuriyet tarihinde Zilan ve Dersim kıyımından sonra kronolojik sırayla ele aldığımızda gerçekleşen ilk büyük katliam.

Maraş Katliamı’nda resmi rakamlara göre 111, gayri resmi rakamlara göre 150’nin üzerinde insan yaşamını yitirdi. Karnı deşilen hamile kadınlar, yakılan çocuklar, ağaç ve direklere asılan gençler…

Maraş’ı yorumlarken, yalnızca etnik ya da inançsal boyutuyla ele alarak mezhep çatışmasına indirgememek gerek. Katliamı yalnızca bu boyutuyla değerlendirmek doğru çözümlemeye engel olacaktır.

İdeolojik boyutuna bakarken aynı zamanda dönemin şartlarını ve saflaşmalarını da hatırlayalım.

Maraş’ın coğrafi konumuysa, katliamın hem ideolojik hem kültürel hem de ekonomik boyutuyla doğrudan ilişkili.

Alevi-sunni kesimlerin bir arada yaşadığı ve kutuplaşmanın en net şekilde görüldüğü kentlerin başında gelmesiyle beraber Maraş, Alevi coğrafyasının güney doğuya, Kürt hareketinin de batıya geçiş noktasını oluşturuyor. Etnik ve inançsal anlamda gerçekleşen bu kutuplaşma doğal olarak ideolojik bir saflaşmayı da beraberinde getirmişti. Anti-komünist, faşist ülkücü hareketin güçlü olduğu ve aynı zamanda devrimci hareketin de yükseliş gösterdiği bir coğrafya özelliği taşıyordu.

‘Motel hükümeti’ olarak da bilinen Ecevit hükümetinin ülkedeki sağ-sol çatışmalarıyla birlikte sıkıyönetim ilanına zorlandığı o günlerde, olası bir sıkıyönetim ilanının askeri darbeyle sonuçlanacağı hükümetçe bilinen bir gerçekti. Dönemin mevcut koşullarını üst üste sıraladığımız zaman, karanlık güçler tarafından neden Maraş’ın tercih edildiğini ve 12 Eylül askeri darbesinin tohumlarının buradan ne şekilde atıldığını daha net anlayabiliyoruz.

Katliam öncesinde Amerikan konsolosluk üyelerinin Maraş’ta geziniyor olması, Amerikancı 12 Eylül darbesinin sistematik şekilde hazırlandığının da habercisiydi. Zaten beklenen askeri darbe süreci, Maraş’ta masum insanların katledilmesiyle hızlandırıldı.

Maraş’ı ideolojik boyutuyla ele alınca hedefe oturtulanın Alevilerle sınırlı olmadığını, yükselen devrimci hareketi de hedef aldığını görüyoruz. Aleviler üzerinde yaratılan korkuyla birlikte, günden güne hayatın her alanında mücadeleyi büyüten Türkiye devrimci hareketin arasına mesafe koyma isteği amaçlanmıştı.

Peki Maraş’ın yaşanmasında ekonomik boyut ne olabilir? Kısa ama doğru bir temele oturtacak olursak, Maraş üzeriden Anadolu’da alevilerin ekonomik olarak güçlenmesini engelleme isteği, sunni-türk kültürüyle kutsanan devletin amaçları arasında görülebilir.

Selçuklu ve Osmanlı döneminde uğradıkları katliam ve zulümden kaçmak için Anadolu’da kentlerin dağlık ve ulaşılması zor bölgelerine yerleşen Aleviler, bir kaç aşireti dışında tutacak olursak Maraş’ta daha çok düz arazilerde, ovada yerleşim sağlamışlardır.

Ecevit hükümetinin tarım politikaları sonrası ekonomik olarak bulunduğu bölgede ticaret hacmi en yüksek olan kentlerden biri olan Maraş’ta aleviler de konumları itibariyle kalkınmış, mülk sahibi olmuş ve Maraş’ta ‘zenginleşen aleviler’ gerçeğini oluşturmuştur. Bu hızlı büyümenin diğer kentlerdeki alevilere ön açmasından duyulan kaygı, katliamın ekonomik gerekçelerinin en somut göstergesidir.

Katliamda, işlenen cinayetler kadar yağma, taciz ve tecavüz olayları da oldukça yüksek görülmüştür. Toplumda yıllarca aşılanan Alevi düşmanlığı, ‘alevinin canı, malı, namusu helaldır’ - ‘lokması haramdır’ iğrençliğini fiilen ortaya çıkarmıştır. Lokmasını haram gördükleri alevinin lokmasını pişirdiği tencere ve tabağına dahi göz koyan barbar sürüsünün bu yağmacı yönü yıllarca gizlenmiş ve yüzleşmekten korktukları bir hal almıştır.

Katliamdan sonra Maraşlı alevilerin yaklaşık olarak yüzde 50’si büyük kentlere göç ederken, yüzde 20’lik bir kesimi de yurt dışına göç etmek zorunda kalmıştır. Can ve mal güvenliklerinin 12 Eylül askeri darbesi gerçekleştikten sonra da olmayacağını anlayan alevi aileleri, eşyalarını ve mülklerini değerinin çok altında satarak topraklarını terk etmiştir.

39 yıl geçmiş olmasına rağmen katliamın gerçek sorumluları ve tüm yalınlığıyla arkasındaki karanlık güçlerin ortaya çıkmaması, katliamda payı bulunanların milletvekili sıralarında oturuyor olması, hafızalarımızı yenilemeyeceğimiz, hatırlamayacağımız ve hesabının sorulmayacağı anlamını taşımamalı.

Acıları, zulmü ve katliamları türkülere, ağıtlara, sloganlara hapsetmenin ötesinde bir bilinçlenmeye ihtiyaç olduğuna olan inancımla; katilleri ve arkasındaki güçleri lanetliyor, kaybettiklerimizi anıyorum…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.