Memleketimiz, son yıllarda adresleri gittikçe şehit isimleriyle başlayan bir hale dönüştü.Hani bütün meydanları, parkları, okulları, üst geçitleri, adalet sarayları ‘’Şehit…..’’ ile kaplanan bir memlekette nasıl bu kadar bayram havası olabiliyor akıl alır gibi değil. Garip bir kutlama silsilesi, bol mesajlaşma, hediye, çiçek alışverişiyle durum tekrar edip duruyor. 

Misal; kadına şiddet ve kadın cinayetinde ya da çocuk gelinlerde ülkemiz dünya rekoruna doğru listeyi zorlamakta. Zekasıyla veya gücüyle toplum refahı ve gelişmesinde yaratıcı olabilecek genç kadınlarımız, topluma ve kendilerine katkı koyacak üretim potansiyelleri yok sayılarak, eğitimden ya da çalışma hayatından kopartılıp, ev işleri, misafir ağırlama, ’’börek açma’’ ve kocaya hizmet, çocuk doğurmayla sınırlı bir hayata teşvik ediliyor ya da hapsediliyor. Ve biz çiçekler, mesajlarla bunun ‘’Bayramı’’nı kutluyoruz.

Misal; çocuk tacizleri özellikle yatılı ve dini yurtlarda neredeyse sıradan olay haline geldi. İlçelerin yönetici erkanı, onlarca kişiyle birlikte bir kız  çocuğunun üzerinden geçiyor. Ve ‘’kendisi razı oldu’’ diye savunma yapabiliyor. Bir başka kendini ‘’dini’’ otorite sanan “zatı muhterem’’ 9 yaşında kız çocuğuyla ne durumda evlenilebilir diye beyanlarda bulunuyor. Hiçbir yetkili kurum da hesap sormuyor. Tersine ödüllendirilip, önde gelen bir üniversite de davetli konuşmacı olabiliyor. Çocuklarımızı koruyamadığımız ve kurda teslim ettiğimiz memlekette, bunların da çözümünü tartışmayıp, siyasetçiler olarak utanmadan, hiçbir tedirginlik hissetmeden onları, yanağından makas alıp, kucağa oturtup seviyoruz.

Misal; Bugün 14 Mart Tıp “Bayramı”.  Hani deliye her gün bayram ya; öyle bir şey… Merhumun emekli maaşı kesilmesin diye ölümünü rapor etmemesi için tehdit edilen gepegenç, bin bir emekle yetişmiş göğüs cerrahını koruyamayıp, katledilmesine seyirci kalınan memlekette yine bir bayram günündeyiz. Kutsal tıp mesleği üzerine, kimsenin yürekten inanmadığı basmakalıp cümleler, laf olsun torba dolsun misali kürsülerden zikredilecek. Kafası bozulanın karşısındaki sağlıkçıya kafa attığı ya da öldürdüğü memleketteyiz. Somada 301 kusur insanı ölünce Allah’ın takdirine bağlarız. Ama yaşlı, eceli gelmiş dede ölünce infial yaşarız.

İstatistik fikri güçlendirir ama sizleri rakamlarda boğmayacağım. Memleketin sağlık sisteminin ne durumda olduğu: hasta olunca, hastanız bakıma muhtaç olup yatıramayınca, hastanızın bakımı için işten izin alamayınca, zam için denetlen(e)meyen depolarda bekletilen ilacı eczanede bulamayınca, eczanede cüzdana el atmak zorunda kalınca, ya da ay sonu emekli maaşları kesinti nedeniyle her ay farklı olunca hissedilir. Ya da bir doktor hemen size anjiyo önerdiğinde ‘’gerçekten gerekli mi’’ yoksa ‘’performans puanını’’ arttırmak için mi diye kendinizi sahipsiz bir  ülkede vatandaş gibi yapayalnız hissedip,  soracak bir başka tanıdık hekim bulmaya çalıştığınızda hissedilir. Ama yine de devletin o kutsallaştırılan ‘’bekası’’ tepemizde ruhani bir varlık gibi sorgulanmadan durur. Bu nedenle, devletin, vatandaşlarının refahı ve huzuru için, bizim vergilerimizle ve bizim için olması gereken organizasyon olduğu hesap edilemez. Bütün bu tersliklerin müsebbibi: uzaylılar ya da dış düşmanlarmış gibi iş ‘’kader’’e bağlanır, razı olunur.

Hani dokuzuncu köyden de kovulacağım ama söylemeden duramayacağım. İş böyle olunca 14 Martlarda boyun damarları patlatılarak kürsülerden bağıra bağıra ezberletildiği gibi değil durum: Ne hastanın kutsallığı var bugün ne de sağlıkçıların. Sizler, artık kutsal insan hayatının korunmasına çalışılan kutsal ‘’hasta’’ değilsiniz sevgili vatandaşlar. Sizler özellikle son 10 yıldır bize verilen kalite eğitiminde, sağlık ‘’ticareti/sektörü’’nün  ‘’müşterileri’’siniz.  Yani hastalığınız veya insanoğlu olarak yardıma muhtaçlığınızın ‘’kutsallığı’’ değil; hastalığınızın ne kadar ‘’para/puan ettiği, kar getirdiği’’ önemli. Bu nedenle örneğin; kanserli ağır hastam ya da psikiyatrik sorunlu hasta vb gibi ailenin evde bakımında baş edemeyeceği hastalar için yataklı servis bulunamazken, o servislerde göbek yağı aldırma, mide küçültme veya saç ektirme gibi yağlı ballı müşteriler ağırlanacaktır.

1600 yataklı ’Şehir (efsanesi!) hastaneleri’’ ayrı bir yazı konusu. Yeni açılacak şehir hastaneleri Osmangazi köprü modeli gibi pahalılığından üzerinden geçemediğimiz,  ama 'sanki geçmişiz' gibi yapan şirkete vergilerimiz üzerinden paramızı akıttığımız projeler.  ‘’Bul karoyu, al parayı’’ kadar paramızın nasıl olup ta bir firmanın (bal tutanlar hariç) hesabına gönderildiği çok karışık olan bir mevzu.

Meslektaşlarımı da biraz kızdıracağım: Artık siz de tanrının verdiği cana müdahale eden, Azrail’den kurtarabilen ‘’kutsal’’ varlıklar değilsiniz sevgili meslektaşlarım. Uzun zamandır farkındasınız ya da değilsiniz ama sağlık ‘’ticarethanesi /piyasasında” birinci planda yaptıklarınızın doğruluğu ile değil, aylık performansınızla yani müşteri/hastadan, hastane kasasına kazandırdığınız parayla itibar görüp, işini koruyabilen ‘’işçi’’lersiniz. Ve tepenizde artık zaman zaman kabzımalları aratmayan patronlar/CEO’lar var.

Bu durumda tek diyeceğim: Hasta/müşteri ile sağlıkçı, doktor/işçinin kaderi birbirine bağlı. Ve hepsinin tepesinde ticarethane yöneten patronlar kaderinizi çiziyor.

II. Dünya savaşından sonra devletler, savaşları önlemek için, bireylerin hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması konusunda bir mutabakatta birleştiler: Herkes, ırk, renk, cins, dil, din, siyasal ya da herhangi bir başka inanç, ulusal ya da toplumsal köken, varlıklılık, doğuş ya da herhangi bir başka ayrım gözetilmeksizin, başta yaşam ve özgürlük olmak üzere sağlık, eğitim, yiyecek, barınma ve toplumsal hizmetler de dâhil olmak üzere sağlığına ve esenliğine uygun bir yaşam düzeyine kavuşma haklarına sahiptir. İçinde açıklanan hak ve özgürlükler, bir devlet, topluluk ya da bireyce ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir etkinlik ya da girişime hak verir biçimde yorumlanamaz.

Sözün özü: Sağlık, gerek vatandaşlar, gerek sağlıkçılar, hekimler için araya paranın/kar etmenin girmediği, ücretsiz (vergilerimizle ) düzenlenmesi gereken, eşitçe hak edilen ‘’ insan hakkı’’ olduğu zaman; yürekten 14 Mart Tıp Bayramı “kutlu olsun” diyeceğim. Sağlık ticaretine ‘’HAYIR’’, sağlıkta şiddete ’’HAYIR’’ diyerek, hayırlı bayramlar...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.